Doğum, Yaşam, Ölüm...Yaşamı özetleyen bu üç kelime...Doğumun sevinci, Yaşamın sürprizi.... ve..., ölümün acısı....
Yaşamı bir suya benzetiyorum çoğu zaman; hani, bir dereye düşen yapraklar, tozlar, kuş tüyleri ve hatta güzellikler bu derede uyum sağlayıp akıp gidiyorsa, insan hayatı da böyle, akıp gidiyor. Bu akış içerisinde, bize yol arkadaşlığı yapan dostlarımız emellerimize ulaşırken,destek olup,omuz veriyorlar.Yaslanacak bir omuza ihtiyaç duyduğumuzda bizimledirler.
Gerçek dost bizim ne ile ilgilendiğimizle ilgilidir.Bizim gerçek renklerimizi keşfedebilmek için siyah-beyazdan ötesini görürler. Ve bizi olduğumuz gibi kabul ederler. Hatta sabah ilk uyandığımız zamanki halimizle...
Eğer birisi sizden uzaklaşırsa, O'nu yeniden sevmekten korkma....Belki O, sadece hayatınızdaki bir dosttur.Dene, Güven ve Toleranslı ol...
İyi dostları bulmak zordur, onlardan ayrılmak daha da zordur, unutması ise imkansızdır....Dostlarınızla dostluk ipini kopartmamanız dileğiyle....
Zengin bir işadamı olduğu her halinden belli olan ihtiyar, birkaç adım attıktan sonra bankta titreyen terziyi görmüş. Terzi, adamın üzerindeki
paltoya bakıyormuş dikkatle. Birden siniri geçiveren ihtiyar, "Zavallı adamcağız kim bilir nasıl üşüyordur, ona nasıl yardım etsem
acaba?" diye düşünmeye baslamış. Oysa terzinin düşlediği paltonun sıcaklığı değilmis. O, çok kalın ve
kaliteli bir kumaştan üretilen bu paltonun sahibine hiç de yakışmadığını ve onun vücuduna uygun şekilde dikilmediğini
dusünüyormuş. Yaşlı adam, terzinin yanına yaklaşıp, "Ne o evlat, bu ayazda parkta donmuşsun. istersen paltomu sana verebilirim"
deyince, "Hayır, teşekkür ederim. Ben sadece bu paltonun size göre olmadığını düşünüyordum. Kumaşı fazla kalın ve sizi olduğunuzdan şişman
göstermiş" diye yanıt vermiş terzi. Yaslı adam bu cevabı alınca hayli şaşırmış. Çünkü o da üzerindeki
paltoya onca para ödediği halde kendisine bir türlü yakıştıramıyormuş.
"Soğuktan titrerken nasıl böyle bir şeye dikkat edebiliyorsun?" diye soran yaşlı adam,
"Ben terziyim" yanıtını alınca "Benimle gel, hayat hikayeni yolda anlatırsın" diyerek arabaya bindirmiş
bizim terziyi. Bu karşılaşma, terzinin hayatındaki dönüm noktası olmuş. Böyle yetenekli bir insanın işsiz ve evsiz kalmasına çok üzülen iyiliksever
yaslı adam, terziye bir dükkan açmasına yetecek kadar para vermis. Bunun karsılığında tek istediği kendi giysilerini bu genç adamın dikmesiymiş. Terzi yeniden bir işe hem de kendi işine başlamanın heyecanıyla deliler gibi çalışmaya
başlamış. Bu arada yaslı işadamı da desteğini esirgemiyor, onu kendi
çevresinden zengin kişilerle tanıştırarak yeni siparişler almasını sağlıyormuş. Küçük
dükkanı önce kocaman bir modaevine donusmus, sonra da pek cok ünlü
marka için üretim yapmaya başlamış. Terzi artık "ünlü işadamı" diye
anılır olmuş. Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiş. Terzi çok büyük bir iş
bağlantısı yapmak üzere yurt dışına gidecekmiş ve uçağa yetişmesine
az bir zaman varmış. Biraz sohbet ettikten sonra yaslı adam birden
fenalaşmış, kalp krizi geçiriyormuş. Hemen bir ambulans çağrılarak hastaneye kaldırılmasını
sağlamış. Yeni işadamımız ise büyük işi kaçırmak istemediği için uçağa yetişmiş. Yaşlı adam krizi atlatmış ve uzun sure hastanede
yatmış, bir yandan da sadece bir kez telefon ederek durumunu soran terziyi bekliyormuş. Fakat terzi
daha cok para kazanmak icin oradan oraya koştururken bir türlü yaşlı
adamı ziyarete gidememiş.
Aradan o kadar uzun bir süre geçmiş ki bu sefer de utancından yaşlı
adamın kapısını çalamaz olmuş. Bir süre sonra terzinin işleri yolunda
gitmemeye baslamış. Fabrikalarını kapatmak zorunda kalmış ve elinde kala
kala yine küçücük bir dükkan kalmış. Utana sıkıla yaslı adama koşmuş hemen nerede hata
yaptığını sormak için. Son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul
etmiş ama anlatacağı öyküyü dinledikten sonra hemen çıkıp gitmesini
istemiş.
Ve başlamış anlatmaya:
"Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormandaki bir kulübede yaşar ve odun
keserek hayatını kazanırmış. Bir gün kulübesinde yangın çıkmış ve bu
yangın bütün ormanı kül etmis. O çevrede kimse ona güvenip iş
vermeyince,çıkınını alan oduncu, eşeğine binip yola koyulmuş.
Ağaçların arasında yürürken birinin kendisine seslendiğini duymuş.
Başını kaldırınca konuşanın bir bülbül olduğunu görmüş. Bülbül
Ona ; "Senin haline çok üzüldüm, şimdi öyle bir büyü yapacağım ki eşeğin
çok güzel şarkı söylemeye başlayacak, sen de onunla gösteriler yapıp
çok para kazanacaksın" demiş.
Gercekten de eşek birbirinden güzel şarkılar söylemeye baslamış. Oduncu
o şehir senin bu kasaba benim dolaşıp eşeğine sarkı söyletiyor ve herkes
onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş. Oduncu ve şarkı söyleyen
eşeği bütün ülkede ünlenmişler. Birgün yine bir gösteriye yetişmek için
koştururlarken, bülbülün yardım isteyen sesini duymus oduncu. Bir kedi
bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiş. Söyle bir duraklamış ama
gösteriye gitmemeyi, onca parayı kaçırmayı gözü yememiş, arkasına bakmadan kaçmış oradan.
Gösteri başladığında ise eseği her zamanki gibi güzel şarkılar
söylemek yerine sadece bir eşeğin çıkarabileceği sesleri çıkartmış.
Oduncu kendisini şarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor
kurtarmış. İşte o zaman bülbül ölünce büyünün bozulduğunu anlamış.
Ben de senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün, büyü de o yüzden
bozuldu. Keşke güzel giysiler dikerken dostluk ipligini kopartmasaydın..."
Öyküyü dinleyince hemen çıkıp gitmis terzi, çünkü söyleyecek bir
sözü yokmuş...
İşte böyle ...günümüzde, herşey maddiyat olmuş ne yazık ki, oysa, yaşanası dünyada, dostluk gibi paha biçilemez değerler de var,Dostluk iplerinizi koparmamanız dileğiyle... |