Ahmet Davutoğlu , BM’nin Mavi Marmara saldırısına ilişkin raporunun basına sızmasıyla tüm dünyanın gündemine oturan bir açıklama yaptı ve Türkiye-İsrail ilişkilerini kopardı. Türkiye , yaptığı açıklamayla hiçbir Müslüman ülkenin hatta dünyadaki hiçbir ülkenin yapamadığını yapmış, Amerika’nın en iyi dostuna rest çekmiş oldu.
İsrail ordusunun 2010 yılı Mayıs ayı sonunda açık denizde , Mavi Marmara gemisine yaptığı ve 9 Türkün şehit olduğu , çok sayıda aktivistin de yaralandığı saldırı BM’ye intikal etmişti. BM’nin basına sızdırılan Mavi Marmara raporuna göre Gazze’ye yardım götüren konvoyun sivil toplum kuruluşlarına ait olduğu ancak konvoyun ablukayı aşma girişimiyle sorumsuzca hareket edildiği savunuldu. Mavi Marmara organizatörlerinin gerçek amaç ve nitelikleri hakkında da ciddi şüpheler oluştuğu , İsrail’in gemilere bu denli güç kullanarak saldırma kararı ve bunun öncesinde bir uyarıda bulunulmamasının ‘aşırı ve uygunsuz’ davranış olduğu belirtildi. Ayrıca raporda İsrail’in Gazze ablukası da savunuldu.
İsrail’i haklı çıkaran saçma açıklamalarla dolu raporun basına sızdırılmasının ardından Dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu , beş maddelik bir yaptırım paketi açıkladı.
1-Türk İsrail diplomatik ilişkileri ikinci katip düzeyine indirilecek ve ikinci katip düzeyi üzerindeki tüm görevliler ülkelerine geri dönecekler.
2-Türkiye ile İsrail arasındaki tüm askeri anlaşmalar askıya alındı.
3-Türkiye , Doğu Akdeniz ‘de seyrü-sefer serbestisi için gerekli gördüğü her türlü önlemi alacak.
4-Türkiye, İsrail’in Gazze’ye uyguladığı ablukayı tanımıyor ve İsrail’in 31 Mayıs 2010 tarihiyle Gazze’ye yönelik uyguladığı ambargonun uluslar arası Adalet divanında incelenmesini sağlayacak.
5-İsrail saldırısının Türk ve yabancı mağdurlarının mahkemelerdeki hak arama girişimlerine destek verilecek.
Dünya basınında İsrail’in yalnızlaşması olarak algılanan bu gelişmeler Amerika’nın da hoşuna gitmedi. Bölgedeki en önemli iki müttefikinin savaşın eşiğine gelmesi , Arap devrimlerinin Batının menfaatine dönük olarak kullanılmasını engelleyecek. Türkiye , dini değerlere önem veren ama aynı zamanda gerektiğinde batı ile de ilişki kurabilen bir yönetimle zaten bölge ülkelerindeki halkların sempatisini kazanmış ve benzer yönetim amacı doğrultusunda gerçekleşen devrimlere ortam hazırlamıştı. İsrail ile çıkan kriz sonucunda iktidara gelen yönetimler bölgede Türkiye’yi destekleyecek ve böylece bölge Amerika’nın , İsrail’in etkisinden kurtulmuş olacak. Ama Türkiye’nin amacı bu değil.
Dokuz Türk vatandaşının uluslar arası katledilmesi bir savaş sebebi iken Türkiye sadece ileride yapılması planlanan üç askeri tatbikat iptal edildi. Büyük elçileri ülkemizde olduğu için kendi ülkemizde toplanan kuruldan kınama kararı çıkmadı. İsrail’i ‘otorite merkezi’ olarak görenlere destek verildi. Yaralı aktivistleri ülkeye getirtmekle övünüldü. Türk devletinin onuru açık denizde çatır çatır çiğnenirken Türkiye , İsrail’e ‘özür dile’ diye yalvardı. Eğer İsrail özür dileseydi kamuoyunda sahte bir kahramanlık havası yaratılacak ve kapalı kapılar arkasında devam eden görüşmeler açıktan açığa yapılmaya başlanacaktı. Ama Ortadoğu’nun şımarık çocuğu İsrail bunu yapmadı ve Türkiye bu işe son verme ihtiyacı hissetti. Bakın İslami çevreler yapılan açıklamadan sonra Ak partiyi kahraman ilan ettiler ama şunu unutmamalılar ki aynı Ak parti İsrail’in Hamas tarafından kaçırılan askerini kurtarmak için de seferber oldu ve bölgede Suriye ve İsrail arasında arabuluculuk yaptı. İkinci dünya savaşından sonra bölgeye kontrol merkezi olarak dikilen , Müslümanların baş belası katilleri kollamak dış politika stratejisi şeklinde açıklanamaz.
Ve İsrail’i uluslar arası kuruluşlara şikayet edip adaletli bir sonuç beklemek de oyalanmacadan başka bir şey değildir. Çünkü NATO , BM , CENTO , RCD gibi örgütler ikinci dünya savaşının galiplerini korumak için kurulmuşlardır. Nitekim çıkan karar İsrail’in dolayısıyla da Amerika’nın lehine oldu.
İsrail öldürmeye programlanmış bir ülke. Müslümanları şiddete başvurarak kontrol altına alıp onları sekülerize ediyor tıpkı Amerika gibi. Bu nedenle dünya ülkelerine adalet dağıtmaya yemin etmiş kuruluşlar onları görmezden geliyor.
Füze Kalkanı !
Gazeteci Tamer Korkmaz füze kalkanı projesinin Türkiye üzerinde oluşturacağı etkiyi şöyle anlatıyor ;
‘Bu proje Türkiye’yi sıkıştırmaya ve komşularıyla kurgulanmış çatışmaya ayarlı bir projedir. ABD , Türkiye’yi NATO ile birlikte hareket etmeye zorluyor. İran’la ilişkilerimizin iyi bir noktada olduğu sırada bu pozisyonu tamamen farklı bir noktaya çekmeye çalışıyor. İran’ın bizi vuracağı gibi varsayımlarla dayalı politikalar yürütülürse şayet ilişkiler bozulur. Bu durum Türkiye’nin bölgesel güç olma yolundaki çabalarını sekteye uğratacaktır.’
Belirsiz tehditlere karşı ABD’nin elini güçlendiren transantlantik ittifak içindeki liderlik rolünü pekiştiren Füze kalkanı projesi yeni bir savaşın habercisi. ABD’nin savunma maliyeti yüksek rakamları kapsıyor o nedenle bu proje NATO şemsiyesi altında gerçekleştirildi. Böylece ABD, içten gelecek tepkileri engellemiş oldu.
Türkiye’nin füze kalkanı projesine onay vermesinin nedenleri olarak oluşacak dış baskı , devlet çıkarları vs. değil. NATO gibi herhangi bir siyasi yönü olmayan , savunma odaklı bir kuruluş. Türkiye’nin füze kalkanı projesinde gündeme gelmesi ‘sıfır sorun’ projesinden kaynaklanıyor , bu projeye ‘hayır’ denilebilirdi , hiç gündeme getirilmeyebilirdi ancak nükleer faaliyetler yürüten İran , bir tehdit unsuru olarak ortaya konuldu. ABD bölgede İsrail’in korunması için garanti aldı ve istihbarat karşılığında bu projeye onay verildi.
Arap coğrafyasını dini anlamda olduğu kadar jeo-stratejik anlamda da önemli olan Kudüs toprakları , emperyalist devletler açısından sadece Ortadoğu’nun değil Kafkas ve Afrika jeo-politiği açısından da değerlidir. Amerika ve İngiltere tarafından İslam dünyasının ortasına dikilen İsrail , Türkiye’nin kendilerine dönük yaptırımlarıyla bölgede yalnızlaşsa da Türkiye’nin kalbine yerleştirilen füze kalkanı projesiyle Kudüs’teki işgal gücünü arttıracak.Bu , Türkiye açısından büyük bir çelişki değil mi?
Türkiye iç kamuoyunda tepki çekmemek için İsrail’i ‘şimdi’ yok saydı . Eğer tüm dünyaya rest çekebiliyorsa , siyonizme karşıysa neden füze kalkanı projesine onay verdi? Neden bir yandan İsrail’e yaptırımlar açıklanırken diğer yandan İsrail’i koruyacak sistem ülke topraklarına yerleştiriliyor?
Türkiye , İslam dünyasındaki ‘özgürlük’ hareketlerini emperyalizmin etkisinden kurtarıp Ortadoğu’da bir İslam birliği oluşmasında öncülük edebilirdi . Batı,tüm politikalarını Ortadoğu’ya göre şekillendirdiği bir dönemdeyken , küresel kriz nedeniyle hakimiyetleri bitmek üzereyken Türkiye neden bu kadar büyük bir fırsatı değerlendirmiyor?
İslam coğrafyasında yıllardır batıya uşaklık eden diktatörler devriliyor , Türkiye’nin ‘one minute’lerine duyulan sempati , Arap baharının en etkili sebeplerinden. Burada da ‘ılımlı İslam’ devreye giriyor. Bakın İsrail’e Davos’ta ‘dur’ diyen Türkiye , vatandaşlarının katlinden sonra bile ilişkilerini kesmedi ama her nedense Arap dünyasında kahraman ilan edildi. İslam ülkelerinde de diktatörlerden boşalan koltuklara yeni Ak partiler yerleşecek böylece ‘radikalizm’in önü kesilecek.
Türkiye , İsrail’e karşı değil. Sadece füze kalkanı projesine gelecek tepkileri yok etmek için küresel bir oyun oynandı.
|