Sokak çalgıcılarının zengin olduğu ülkelerden değiliz ama son yıllarda özellikle büyük kentlerimizde bu konuda artış gözleniyor. Beni en etkileyen sokak çalgıcısı 70’lerde Almanya Münih’te askeri darbeden kaçıp, sokakta karton bir maske ile ney çalan Türk olmuştu. Soğuk bir gündü ve parkasının onu ısıtamadığı belliydi. Birkaç parça çaldıktan sonra ara verdiğinde, onunla konuşmak istedim ama benimle konuşmak istemedi ve hiç maskesini çıkarmadan çalmaya devam etti. Aslında o dönemde ney gibi bilinmeyen bir enstrümanı Avrupa’ya taşıyan, bu kişinin kim olduğunu merak etmiştim.
Geçen ay Almanya’da Köln kentinde Türk sokak çalgıcıları gördüm. Bir tek adam akordeon çalıyordu hem de “Aman Ormancı” gibi bir parçayı. Avrupalıların kulağında bu türkü ne iz bırakır bilemiyorum ama önündeki kasede para birikmişti. Diğer grup 5 kişiden oluşuyordu. Klarnet ana enstrüman ve darbuka solo da yapıyordu. Kıvrak ritimler önlerinden geçen Almanları bile coşturuyordu.
Amsterdam’da da daha önce Türk sokak çalgıcılarına rastlamıştım. Demek artık böyle bir sosyal olgunluk ve müziğine güven duygusu bizim insanımızda da oluştu. Son yıllarda İstanbul’un hemen, hemen her semtinde, metrolarda, meydanlarda görülen sokak çalgıcıları, Avrupa kentlerine de ulaştı. Ben bunu “kabuğunu kırmak” olarak yorumluyorum.
Sokak çalgıcılarının her müzik türünde başarılı örneklerini gördüm. Salzburg’da bir oda orkestrasını andırından Frankfurt’ta bir akordeon ve keman ile müthiş klasik müzik yorumları çalan 2 Moskovalı gencin CD’leri kapış, kapış satılıyordu. Arabada her dinleyişimde sanki bir orkestra icrası zenginliğinde bana haz veriyor.
Sokak çalgıcıları kimliklerini genelde gizlerler ama ülkelerinin müziklerini tanıtırlar. Meksikalılar, Uruguaylılar, Kenyalılar topluluk olarak çalıp, dans eden benim unutmadığım topluluklardı.
Sokak çalgıcılarıyla ilgili yazı yazmayı düşünürken aklıma MESAM, MÜYAP gibi derneklerin, onlardan da telif ücretleri talep edebilecekleri geldi, önce korktum ama sonra sokak çalgıcılarının oteller, restoranlar gibi belli bir adresleri olmadığından, avukatlarıyla onlara baskın yapamayacağını düşündüm ve rahatladım.
Yeni bir uygulama daha başladı; oteller odalarına koydukları TV’ler için artık telif ödeyecekler. Bunu Radyo TV Yayıncıları (RATEM) isimli kuruluş talep ediyor. Bu RATEM denen kuruluş 30 milyon yabancı turistin ülkemize geldiklerinde, onların üyelerinin bir saat süren bol reklamlı, abuk sabuk haberlerini, içi boş magazin programlarını veya dizilerini, seyrettiklerini mi düşünüyorlar?
Devletin aldığı vergilerin dışında son yıllarda alınan bu telif hakları adı altındaki paraların, arkası gelmeyecek anlaşılan. Özellikle turizm sektörü üzerinde yoğunlaşan, bu “şehirli vergilendirme sistemi” şehirlerimizde yeni, yeni oluşmaya başlayan ve hayatımıza renk katan, sokak çalgıcılarına bulaşmayacaklarını, umarım.
SABAH AKDENİZ’DEN ALINMIŞTIR
|