İstifa eden Genel Kurmay Başkanının, geçen ay, konuşmadığını hatta suskun kaldığını yazıyordu gazeteler… Bende o günlerdeki yazımda, Koşaner paşanın hiç gülmeyen yüzünün, Cumhurbaşkanlığı resepsiyonuna katılmamasının, Ege tatbikatının tek yanlı iptal edilmesinin konuşmaya gerek olmaksızın çok şey anlattığını yazmıştım. Söylemek istediğim, Büyükanıt ve Başbuğ gibi Koşaner paşanın da seçilmiş hükümete karşı olduğu idi… İnternet andıcı, irtica ile eylem planı gibi çalışmalardan Genel Kurmay başkanlarının haberdar olduğu, hükümeti izleyip yıpratma faaliyetine katıldıkları şüphesi belirginleşmeye başladı. Bir seçilmiş sivil iktidarı o ülkenin askeri, ülkesi için tehlike görüyor ve ondan kurtulmak için çaba gösteriyorsa, ‘o çaba’ ağır bir suç teşkil eder… Asker dahil ülkenin eliti ilk defa böyle bir suçla tanıştığı için ciddi çelişkiler ve sancılar yaşanıyor. Çünkü azımsanmayacak bir elit kitlesi ile asker arasında böyle bir görevi sürdürmesi için adeta yazılı olmayan ama gizlice içten onaylanan bir uzlaşma vardı. Onun için darbe ve muhtıralar ile asker ve elitin hoşnut olmadığı hükümetler darbe sonucu devrilmiş ya da istifaya zorlanmıştı. Yani 3. Sınıf bir rejime mahkum edilmiştik. Koşaner paşanın hoşnutsuzluğu, hükümetle çatışma hali çok belirgindi ama gerçekten sorumlu davrandı ve görevi dışında siyasi içerikli konuşma hiç yapmadı. Ancak istifa ettikten sonra duygularını dile getirdi ve konuştu. Konuşmasında özetle siyasi iktidar ile ordu arasında çatışma olduğunu açıkça ortaya koyuyordu. Bunu iddia eden asker kişinin mevki ve makamı ne olursa olsun istifa etmesi en doğrusudur. Eskiden değil çatışma hali hoşnutsuzluk bile olsa asker bir muhtıra ile hükümetin istifasını sağlardı. Bu gün ise bir çatışma halinde bile asker istifa etmek zorunda kalıyorsa işin doğrusu budur ve gerek Türkiye’de gerekse Dünya’da normal karşılanacak ve yadırganmayacaktır. Koşaner paşanın, tutuklu generallerin, “yanlı yargı ile yandaş medya yüzünden tutuklu olduklarını, ordunun bir suç teşkilatı olarak gösterilmek istendiğini” ifade etmesi çok şeyi anlatıyor. Orduya karşı yargıyı yanlı hale getiren ve yandaş medyayı yönlendirenin, Koşaner paşaya göre, ‘hükümet’ olduğunu tahmin etmek hiç zor değil. Bir asker seçilmiş hükümeti kendisine karşı husumet içinde görüyorsa istifadan başka çaresi yoktur. Hükümet ise kendisine karşı kuşku duyan, husumet besleyen, izleyen, eylem planları yapan ve yıpratmak için sayısız internet andıcı düzenleyen darbe planları hazırlayarak gerçek görevlerinde zaaf gösteren asker kişileri terfi ettirmemekte direnmeleri de çok doğaldır. Hele yasa da bu yetkiyi veriyorsa… İstifalardan sonra gelen komutanlarda bizim askerimiz. Ama bundan, gelecek komuta kademesi önemli dersler çıkarmış olacaktır. En çok disipliniyle övünen askerimiz, sivil otoritenin emrinde olduğunu kabullenmek zorundadır. Aksi halde disiplinli bir ordudan değil bozguncu bir ordudan söz edilebilir. Askerin siyaset dışında kalması ve bunu içselleştirmesi bana göre iki şeye bağlıdır. Birincisi MGK’ nın kaldırılmasıdır. Bu da ancak yeni Anayasa düzenlemesi ile mümkündür. Bütün çağdaş ve demokratik ülkelerdeki gibi ancak danışma anlamında bu tür kurullara başvurulabilir. Bizdeki MGK ise devletin tüm siyasi kararlarının oluşmasında, neredeyse asker, sivil otorite ile birlikte yan yana yer almaktadır. İç Hizmet Yasası 35. Madde gibi sorunlu hükümlerin temizlenmesi tabiî ki gereklidir. İkincisi, hiç zaman yitirmeden askeri okullardaki müfredatın şeffaflaşması ve gözden geçirilmesidir. Bir halkın ordusu yetiştirilirken o halkın kültür ve gelenekleri, sosyolojisi ve değerleri göz ardı edilmemelidir. Halk, ordusunu her şeye rağmen bağrına basıyor. Ordu da halkını sevmeli ve halkın tercihlerine saygı duymalıdır…
|